22 Mayıs 2017 Pazartesi

ELSA SCHIAPARELLI kimdir hayatı ve tasarimlari


ELSA SCHİAPARELLİ(1890-1973)

 


Sürrealizmle flört eden ve modada sarsıcı etki yaratan, Chanel'in baş düşmanının yaşamını inceliyoruz. Elsa Schiaparelli, Parisli topluluğun önde gelen çevrelerinde şöhret kazanmış ve Hollywood'a giderek Greta Garbo ve Mae West'i giymiştir.

ROMA, İtalya - 20'li ve 30'lu yıllarda, couture'un harika günleri - genellikle tasarım hassasiyetinin ve hatta iyi iş yeteneğinin bu sektör için yeterli olmadığı kabul edildi. Övünme, acımasızlık, fırsatçılık ve olaylar çıkarmanın da gerektiği görüldü: hepsi Elsa Schiaparelli'nin bu Dünyada yarattığı ve öncüsü olduğu dört özellikti. Coco Chanel, kendisine "şu elbise çizen italyan ressam" olarak bahsettiğinde, sadece o noktaya kadar kraliçe olan kadından bir şey eksiltmedi; Chanel'in bu yorumu, kendisine İtalyan modasının bakış açısını özetliyordu aslında ama İtalya modası bu sürrealist tasarımlardan pek de şikayetçi sayılmazdı. Tasarımları yadırganmasına rağmen, dönemin sanat anlayışını da yansıtıyordu. Chanel'in bu dalga geçer benzetmesi, Schiaparelli'yi yok etmek yerine, yükselişini sadece yavaşlatmıştı.

Elsa Schiaparelli, üst orta sınıfa mensup, sanat ve bilimle ilgilenen bir ailede ,  1890 yılında, Roma'da doğdu, büyüdüğü Palazzo Corsini'yi ziyaret eden aydınlar ve akademisyenlerden etkilendi. O güzelliği, inceliği ve zerafeti ile ilgi çekiciydi. Felsefe eğitimi aldı. Ama zekası, ihtişamı ve cazibeyi arzuluyordu. O da rakibi Chanel gibi oyuncu olmak istiyordu. Arethusa isimli, şehvetli şiirlerinin yer aldığı bir şiir kitabı yayınladı. Ailesi buna şiddetle karşı çıktı, utanç içerisinde kızlarını 2 yıllık bir esaret yaşayacağı manastıra kapattılar. Manastır hayatının sonunda , eksantrik aristokrat Marchessa Casati'yi gördü ve elmaslarla kaplı bir leopar tasması sahibi bu aristokrattan hayatı boyunca etkilendi. Casati'nin cesareti ve tarzı onu hep etkiledi. Gerçekte,  Casati sihti sadeve hayatını değil, tasarımlarını da etkiledi ve gerek hayatında gerekse tasarımlarında hep Casati'yi yaşattı ve yüceltti.

Entelektüel ve daha çok içgüdüleri ile yaşayan genç bir kadın olarak , yaratıcılığın uçurum kenarlarında sürüklendi. Paris'teki Bale Russes'e aşık oldu ve Polonya'lı bir Kont ile tanıştıktan 24 saat sonra nişanlandı. Almanya'da savaş ilan edildiğinde, Fransa'nın güneyine gitti, daha sonra New York'a, yaprak gibi savruluyordu. Picabia, Duchamp, Man Ray ve Edward Steichen gibi sanatçılarla arkadaşlık kurdu New York'da.

30'lu yıllarda Paris'te Elsa Schiaparelli, yüksek modayı eğlendiren ilk modacı olarak, moda sahnesinin gösterişli, renkli ve irreversently eğlenceli yaratıcısı olarak görülebilir. Modaya yaklaşımı, modanın önde gelenleri tarafından sevilmeyecek bir biçimde ün kazandı. Fakat sanatçılar ve entelektüeller tarafından fanatik denebilecek bir ölçüde desteklenmekteydi. Jean Cocteau moda şovlarına katıldı. Salvador Dali onun için özel ürünler hazırladı. Hayranlarının yanı sıra, Schiaparelli'nin düşmanlarınında  olması da hiç de şaşırtıcı değildi. Aşırı kıskanç ve güvensiz Chanel özellikle, onu hiç sevmiyordu ve onu moda dünyasından çıkarmaya çalıştı, ancak Schiap (artık sanat ve sosyete dünyasındaki lakabı buydu) bu tür yorumlardan etkilenmeyecek kadar güçlü idi. Elsa Schiaparelli, yüksek sosyete ve sanat dünyası için renkli, eğlenceli bir papağandı, eğlenceli bir hayatı vardı ve yine papağanlar gibi çok fazla ses çıkardı.

Tüm içgüdüsel ve havai yaşantısına rağmen aslında adımlarını sağlam atıyor ve nereye gittiğini biliyordu. Time dergisinin yorumladığı gibi "Mme Schiaparelli, Dünya Couture dehalarının toplandığı Paris'teki en önemli ''deha'' dır. " Onun dehası, tasarım ya da modadaki dehasından öte,  yalnızca çağın ruhunu değil, aynı zamanda sürrealizmdeki yaratıcı tezahürü de tamamen anlamıştır.

Gerçek romantik roman tarzında bir hayatı oldu, Schiaparelli'nin kocası, onun tüm servetini tüketti ve kızı daha bebekken onları terketti.  New York'ta geçirdiği son haftalarda neredeyse yoksuldu, fakirlik içinde kızıyla kalakaldı. Fransa'ya bile, kendilerine para veren bir dostunun maddi yardımıyla gidebildi. Zor bir yolculuğun ardından Paris e gitti, zor durumdaydı ama en azından kendisini evinde hissediyordu.  Paul Poiret ile bir toplantı sonucunda tanıştı ve hayatının asıl hikayesi de bundan sonra başladı - bu noktada babası ve Paris'in moda imparatoru - hayatını değiştirdi.

Bu dünyada Elsa Schiaparelli kendisini gelişti ve ismini güçlendirdi. Yönetmen bir tanıdığı; çiftçilik yapıp patates yetiştirerek daha fazla para kazanacağını söylesede, Moda evi Maggy Rouff'a ve İkinci seviye kalitede birkaç dikim evine moda çizimlerini sattı. 1925'te zengin bir arkadaşı onun için bir moda evi satın aldı.

Bir yıl sonra, Vogue'nin Şubat 1927 baskısı için tanınmış fotoğrafçı George Hoyningen-Huene tarafından fotoğraflanan ilk küçük koleksiyonunu üretti.

Verevine kumaş kesimini keşfeden Schiap;  vücudu saran modellerle, gece elbiselerine ayrı bir form kazandırmış, vatka kullanımını da aksesuara çevirmiştir. Tasarım da avantgarde, formlarda kadının özgürlüğünden ve sanatta görülen sürrealist akımdan etkilenen, anti-konformist tasarımcı, neon pembesinin moda olabileceğini göstermiş, şapka-ayakkabı gibi efsane modelleri ve Salvador Dali’den ilham alarak yarattığı ‘gözyaşı elbisesi’ ile akıllara kazınmıştır. Belirgin Fermuarlı yağmurlukların yaratıcısı (daha sonra bu fermuarlar renkli halleriyle moda dünyasını sarsmaya devam edeceklerdi) Mad Cap’te dahil olmak üzere birçok sıradışı tasarıma imzasını attı. Tüvit malzemeden gece kıyafeti, suya dayanıklı taftadan yağmurluk, ayakkabı ve kuzu pirzola şeklinde de şapka yapmıştır. Yeni olan her şeye karşı büyük heyecan duymuş ve gelenekleri sarsmaktan, kumaş ve diğer malzemeleri farklı şekillerde kullanmaktan vazgeçmemiştir.

1930’lu yılların sonlarına doğru Hollywood’un vazgeçilmez tasarımcıları arasında yer alan Schiaparelli, Hollywood için film kostümleri tasarladı ve Schiap'ın geleneksel erkek giyimden ilham alarak tasarladığı, sofistike ve kadınsı ''yüksek omuzlu'' giysileri,  Marlene Dietrich'in de dahil olduğu Studio System'in kadın aktristlerine giysiler tasarladı.  O zamanın en önemli sanatçısı ve günümüzde dahi ünlü, Sürrealizmin babası, sanatçı Salvador Dalí, Chanel'le yakından çalışıyordu.Mae West'in görünüşünden çok etkilenmişti. Aktrisin dudaklarına dayanan bir kanepe tasarladı ve Schiaparell'e teklif edildi ve tüm tartışmalara başladı. Ancak kırmızı renkte yapılmıştı ve pembe renkte olması istedi, bu yüzden teklifi reddetti. Ancak Mae West'in Hollywood'un önde giden kadınlarının çoğuna hakim kadınsı bir kontrasta sahip olan figürünü unutmadı. Schiaparelli'nin 1937'de Hollywood'a yaptığı Mae West ziyaretinde Muhtemelen o zaman dünyadaki en ünlü sinema oyuncusu olan Garbo ile tanıştı ve Garbo onu gerçekten zengin bir kadın yaptı. Schiaparell; Agatha Christie’nin romanlarında bile yer almayı başardı. 1932 yılında kırmızı kadife bolerolu bir elbise giyerek boleroyu popüler hale getirmiştir.

lk kez temalı defileler düzenleyen, Picasso ve Dali gibi isimlerle sürrealizmi modaya nasıl sokabileceğini tartışan Elsa Schiaparelli, modayı o sterilize halinden çıkartmaya kararlıydı.
Böcekleri zincirlere dizip kolyeler, pirzolalardan şapkalar yapmak, eldivenlere tırnak motifleri işlemek, Salvador Dali’ye tuhaf desenler çizdirip, sonra da bunları o dönemin kokoş barones ve markizlerine moda diye sunmak risk almak demekti. Modayı, sadece bir davetten öbürüne koşturan kadınlar yerine çalışan, spor yapan ve aktif bir kadının hayatına göre düzenleyerek moda kurbanlarıyla dalga geçmek kaybetmeyi göze almak demekti. Hayvanlar ve doğa da ki diğer canlılar onun ilham kaynağı olmuştur. Bu konuda okadar başarılıdır ki Yves Saint Laurent, John Galliano ve JP Gaultier ondan esinlendiklerini itiraf etmiştir.

Kübizm'in katı çizgilerinden etkilenen kazaklar üretti; yeni ve çok tartışmalı olan bu sürpriz sanat hareketi, Kübizm,  onun tasarımlarına bu dönemde ilham verdi. Schiap; Picasso, Cocteau, Picabia ve Le Boeuf sur le Toite, Sürrealizmin önde gelen sanatçılarının yanısıra Vicomte Charles de Noailles ve eşi Marie-Laure de Noailles gibi Fransa'nın sanatsal ve yaratıcı aristokrasisinin en üst kademeleri ile aynı platformda ismini andırır oldu. Sanat camiasında onun şöhretinin kapıları açıldı; Yalnızca keskin zekası ve iyi bir sosyal geçmişi ile değil, yeteneği ile de değil, Schiaparelli' nin dehası,  halkla konusunda Paris'in ilklerinden biri ve  Amerikan moda camisasında etkili ve örnek bir model olmasıdır.

Chanel'i Paris moda dünyasındaki rakibi olarak mı görüyordu? Kesinlikle evet ve linç etmek için hırsla doluydu. Tek rakibi Chanel'di. Aralarındaki rekabet varsayımlarını doğrularcasına Chanel onun için “şu elbise yapan italyan”, kendisi de chanel için “şu sıkıcı burjuva” demiştir. Kendisi Chanel den farklı olarak kadınlara stil ve şıklık kazandırmaktan çok ilham verici bir misyon edinmeyi ve sürrealist tasarımlar yapmayı tercih etmiştir. Ama bir yandan dikiş makinasına hiç oturmadığı için bir çok dikimciye yaratıcılığı ters gelmiştir. Adı giderek rakibinden çok daha fazla öne çıkıyordu,  cesur, zekice ve şık cazibesini simgelemek için uygar dünyada salınıyordu - İtalya'n asıllı olması önemli değildi bu çevre için ve bu şaşırtıcıydı. Başlangıçta Fransız şıklığının simgesi oldu, ancak olağanüstü moda şovları, global tabloid varlığı ve serveti bir süre sonra moda camiasını rahatsız etti.

Schiap, Paris'teki diğer tasarımcıların sunduğu harika parfümleri kokluyordu- büyük ölçüde başarılı satışlarına - üzülüyordu. Chanel'in elbette 5'i vardı; Lanvin'in Arpege 'si vardı - Patou 'nun Joy'u vardı. Kurnaz bir iş kadını olan Schiaparelli, bir şeyinin eksik olduğunu artık çok daha iyi biliyordu; PARFÜM!


shocking elsa schiaparelli
Parfümünün ismine  "Shocking" dedi. Dünyaya bir sansasyon yarattı ve bu parfümü bir elbise tasarımı ile birlikte sürdü piyasaya, anında en çok satan tasarımcı haline geldi. Paris'te en önemli ve aranan couturier olarak egemenliğine başlamıştı; Bir dünya figürü, etkileyici ve zengin bir kadın. Hollywood filmlerinde Adrian gibi kostüm tasarımcılarının modanın tutumlarını ekranın ihtiyaçlarına göre uyarladığı filmlerde de ilham oldu. Kontrol edemediği tek şey uluslararası siyasi durumdu. 30'ların sonlarında ona karşıydı. Avrupa savaşa doğru kaymıştı ve Amerika da yakında takip edecekti.

Schiaparelli, New York ve Paris'te faydalı arkadaşlar yapma sanatı öğrenmişti ve zengin olmasına rağmen, yoksulluğa yabancı değildi. Sıçanların seslerini yatak odasında buluyordu. Dolayısıyla işgal altındaki Paris'te olsaydı nasıl başa çıkacağını biliyordu. Fakat, bütün etkili arkadaşlarını, sefalete sürüklenmemek için kullandı. Chanel gibi Schiaparelli belirsiz bir hayat yaşadı, Alman işgal güçlerini kullanmaya hazırdı. Üst düzey temasları, çoğunluğa karşı çıkılan lüks ve imtiyazların bulunduğundan emin oldu. Paris'de sadece yedi adet lisanslı arabası vardı ama üçünü savaş için hibe etti. Ona özel diplomatik dokunulmazlıkları olduğu yönündeaçıklaması vardı; ancak açıkça belirtilmediği şey, Paris'teki Amerikan konsolosu veya Almanlar tarafından imtiyaz verilip verilmediği idi.

Haziran 1940'da, Amerika'nın en ünlü köşe yazarı Walter Winchell, Schiaparelli'nin casus olduğunu iddia eden bir mektup yayınladı. FBI'ın başında olan J Edgar Hoover tarafından bile kanıtlanmamasına rağmen, büyük oranda inanılıyordu. Ve elbette, İtalyan pasaportu ona yetmedi. Ancak, savaş süresince kaldığı Amerika'ya Paris'ten ayrılmadan önce hem Amerikan hem de Fransız yardım kuruluşları için para toplamaya çalıştı.

Paris'e döndüğünde işler değişti. Zeminini kaybetmişti. Artık herkesin dudaklarında olan "Schiap" değildi. Dior'du. Uluslararası basının sevgilisi olarak yerini almıştı ve önemli yayınların hâlâ kapsamına girmesine rağmen, onu haber yapan basın organlarını sayısı çok azalmıştı. Savaş sırasında işbirlikçi olmasından dolayı mıydı? Amerika'da çok mu kalmıştı? Sebep ne olursa olsun, Schiaparelli 30'lu yaşlarda sahip olduğu ününü geri alamadı.

Fakat bu, Fransa'nın en büyük couturiers panteonundaki konumunu değiştirmiyor. Yves Saint Laurent ,Jean Paul Gaultier , Christian Dior'un da dâhil olduğu birçok moda ismine rağmen ayakta kaldı.

Elbette ki böyle haşmetli bir kadın geri döndü ve moda evi bir takım ticari stratejilerle yeniden üretime başladı. Lisans sözleşmelerinden iç çamaşırı, tırnak cilası ve hatta erkek spor giyim ve bağlarına kadar ciddi para kazandı -  adını koyduğu şilteler ve duş perdeleri bahsetmiyorum. Schiaparelli iyi bir iş kadınıydı - toplumun keskin bir gözlemcisi. The New York Times'a verdiği röportajda "Yaşam değişti ... Para sahibi insanlar bile buna eskisi gibi alışkın değiller" dedi ve bunları "azınlık azınlığı" olarak nitelendirdi! Gerçek şu ki Fransa'da kesinlikle eski paralara güveniyordu ve 1945'te Paris'e geri döndüğünde söylediği gibi yeni couture müşterisi "Dükkanların, kasapların ve tedarik tüccarlarının yeni zengin eşleri" idi. Ve onlardan nefret ediyordu.

Elsa Schiaparelli ve Salvador Dali
1954'te Elsa Schiaparelli nihayetinde, bir Ermeni göçebe tarafından örülen üç sütun üzerinde kurulmuş olan couture evini kapadı ve günlük kıyafetleri ve muhteşem gece elbiselerini, el çantaları, eşarp ve eldivenlerini hevesle sattı. 60 yaşındaydı büyükanne ve bıkmıştı. Her zaman katıldığı muhteşem fantezi elbiseli partileri sona erdi. Kariyerini doruğa taşıdıktan sonra 1954’te modaevini kapattı ve anılarını yazmaya başladı. Onun unutulmayan vizyonu seneler geçmesine rağmen hafızalardan silinmedi ve modaseverler daima Schiaparelli’nin bir gün yeniden zirveye yerleşmesini sessizce beklemeye başladı. İlhamlarının en başına sürrealizmi yerleştiren Elsa, 2. Dünya Savaşı’nın ardından gelen yeniliklere kapısını kapatınca işletmesinin kapıları da çok geçmeden 1954’te kapanmak durumda kaldı. 1954 yılında “Shocking Life” adlı otobiyografisini yazmaya başladı ve13 Kasım 1973'te 83 yaşında uykusunda öldü.

Bir bakıma Elsa Schiaparelli yanlış zamanda yaşamıştı. Yalnızca sürrealizmin muazzam gücünden yararlanmayı biliyordu, ancak Marcel Vertes'den Salvador Dalí'ye kadar bütün sanatçılarla arkadaştı ve yalnızca 20'li ve 30'lu yıllarda Paris'e hakim olan esprili bir moda üretmek için onlarla çalıştı. Ancak öğrendiği şey, bir kuşağı eğlendiren şeyin, bir sonraki nesil için nadiren gerçekten doğru olmasıydı. Şapkalar ayakkabılar veya koyun pirzolası gibi; Ataçman motifleri, cepler için çekmeceli ceketler sonsuza dek eğlendirmez. Aslında, onlar büyük oranda tanıtım stuntonlarıydı ve dikkat çekmek için esin kaynağı oldular.

Modaevini 2007’de satın alan Tod’s grubu büyük bir titizlikle çalışmalarını sürdürüyor. Parizyen tasarımcının 1954’e kadar adresi olan Paris’teki Vendome Meydanı’ndaki butiği, Paris Haute Couture Moda Haftası’nda kapılarını yeniden açtı. Tarihi markanın aynı mekanda açılmasıyla heyecan çanları da çalmaya başladı.

Geçtiğimiz sezon geri dönüşünü yapan modaevi, birçok tasarımcıya mirasıyla hala ilham kaynağı olmakta. Diane von Furstenberg’in geçtiğimiz sene 40. yılını kutladığı wraparound elbiselerden Issey Miyake’nin pililerine kadar tasarımcılara ünlerini bağışlayan birçok tasarımın ilk örneklerine imza atan Elsa’nın mirası artık Marco Zanini’nin emin elleri altında hayatına devam ediyor.

Temalı defileleri düzenleyen ilk modacı olan, sürrealizmi modaya sokmaya çalışan Elsa Schiaparelli’nin tasarımları ve hayatıyla ilgili belgeler Paris Moda Müzesi’nde sergileniyor.



Ziyaretiniz için teşekkür ederim. Görüş, öneri ve sorularınız için lütfen YORUM yazınız. Yorumlarınız benim için önemlidir. Başka bir yazıda görüşmek üzere.

6 yorum :

  1. bu güzel paylaşım için çok teşekkürler ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Çok teşekkür ederim canım. Dikiş blogları üzerine bir yazı yazıyorum. Dikiş ile ilgili paylaşım sayfan varsa ve yollayabilirsen sevinirim.
      Sevgilerimle.

      Sil
    2. maalesef yok, ama moda ile ilgiliyim .bu sene stilistik kursuna gittim, belki bundan sonra paylaşımlarım olur :)

      sevgiler .

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. Merhaba :),
      Teşekkür ederim. Takip edeceğim :))
      Sevgilerle

      Sil

Soru, görüş, yorum ve önerileriniz için lütfen yorum yazın.